İçerik Üretmek İçin İçerik Üretmeyi Bırakın

Bir toplantı hayal edin.

Gündem: bu ay yayınlanacak içerikler. Önce anahtar kelime listesi açılıyor. SEO aracından çekilen kelimeler sıralanıyor, hangi kelimenin kaç arama aldığı hesaplanıyor. Sonra bu kelimelere başlıklar yazılıyor. Başlıklara gövde metinler ekleniyor. Her metne “Hemen İncele”, “Ücretsiz Deneyin”, “Bizimle İletişime Geçin.” gibi CTA’ler ekleniyor.

Sonra yayınlanıyor.

Bir sonraki ay, aynı şey. Bir sonraki ay, yine aynı.

Birkaç ay sonra toplantıda biri dashboard’u açıyor. Pazarlama ekibi dashboard’a bakıyor. Rakamlar var, grafikler var, renkli oklar var. Birisi şunu söylüyor: “Bu içerik satış getirmiyor.”

Ve herkes başını sallıyor.

Çünkü ölçülebilen şey kazanıyor. Her zaman.

Ama hiç kimse şunu sormuyor: Neden?


Kopyala, Yapıştır, Yayınla

İçerik pazarlaması bir dönem gerçekten usta işi olarak görülüyordu. Markalar reklam yerine gerçekten içerik üretiyordu. Bir şirket, insanların işine yarayan şeyler yazıyor, onların güvenini kazanıyor ve o güven zamanla satışa dönüşüyordu.

Sonra bir şeyler değişti. Araçlar geldi, şablonlar geldi, “içerik stratejisi ve takvimi” kavramı geldi. Ve bir noktada içerik üretmek; anahtar kelime listesi hazırlamak, o kelimeleri metne serpiştirmek, bir CTA eklemek ve yayınlamak anlamına gelmeye başladı.

Ve bu sisteme kimse itiraz etmedi. Çünkü sistem makul görünüyordu: arama hacmi yüksek kelimeler trafik getirir, trafik satışa döner diye varsayılıyordu. Her şey mantıklıydı – en azından kağıt üzerinde.

İçerik artık okuyucu için değil, algoritma için yazılıyordu. 


Kısır Döngü Böyle Başlıyor

İçerik reklamlaşınca okuyucu bağ kuramıyor. Bağ kurulamayınca performans düşüyor. Performans düşünce “içerik işe yaramıyor” kararı veriliyor. O kararın ardından gelen çözüm ise genellikle daha fazla içerik – ama aynı anlayışla, aynı şablonla, aynı bakış açısıyla. Ve böylece içerik daha da reklamlaşıyor.

Ekipler rakamlara bakıyor ama ölçülen şey yanlış olduğu için rakamlar asıl sorunu göstermiyor ve döngü kıralamıyor.

İşte tam da burada her şey sıradanlaşıyor. Aynı başlıklar, aynı anahtar kelimeler, birbirinin kopyası markalar. Okuyucu hangi sitenin içeriğini okuduğunu bile hatırlamıyor. Çünkü hepsi aynı.


Reklam ile İçerik Arasındaki Fark

Reklam ile içerik birbirinden farklı iki şey. Ve bu farkı kabul etmeden yola çıkmak, her iki formattan da en kötüsünü almakla sonuçlanıyor.

Reklam bir şey satmak için tasarlanır. Bunu açıkça yapar, göz hizasına koyar, bir aksiyon ister. İçerik ise bir şey verir. Bilgi verir, bakış açısı verir, belki sadece biraz düşündürür. Karşılığında anlık bir satış beklemez.

Ama biz bu ikisini birbirine karıştırdığımızda elimizde ne reklam ne de içerik kalıyor. Ortaya çıkan şey ne satıyor, ne de hatırlatıyor. Sadece var.


Hatırlanan İçerik Nasıl Görünür?

Şunu düşünün: En son karşınıza çıkan hangi markanın içeriğini hatırlıyorsunuz? Sosyal medyada gördüğünüz ve arkadaşınızla paylaşıp “bunu okumalısın” dediğiniz bir şey var mı?

Eğer varsa büyük ihtimalle o içerik bir reklam değildi. Bir bakış açısıydı. Bir hikayeydi. Belki sizi rahatsız etti, belki güldürdü, belki sadece tam doğru zamanda tam doğru şeyi söyledi.

Hatırlanan içerikler üç şeyi yapıyor:

I
Bir Fikir Savunuyor Sıradan kabul görmüş şeylere itiraz ediyor ya da farklı bir perspektif sunuyor.
II
İnsan Sesi Taşıyor Kurumsal değil, gerçek biri yazıyormuş gibi hissettiriyor.
III
Okuyucuya Bir Şey Bırakıyor Bilgi, his ya da sadece küçük bir soru. Okuyucu sayfayı kapattığında bir şeyler götürüyor.

Satış İstemeden Satışa Giden Yol

Ama sonuçta iş yapıyoruz. Satmamız lazım.

Evet, tabii ki. Ama buradaki soru şu: Satış isteyen içerik mi daha çok satar, yoksa güven inşa eden içerik mi?

İnsanlar bir markaya güvendiğinde, o markanın ne sattığını merak ediyor. Bir markanın bakış açısına değer verdiğinde, o markanın ürününü düşünüyor. Bir içeriği paylaştığında, farkında olmadan o markayı tavsiye ediyor.

Satış, doğrudan talep edilmeden geldiğinde çok daha güçlü geliyor. Çünkü o noktada okuyucu, bir reklama değil kendi kararına uyuyor.

İçerik Üretmeden Önce Sormak Gereken Soru

Bir sonraki içeriğinizi yazmadan önce kendinize tek bir soru sorun:

Bu içeriği daha önce okumamış biri onu okuduktan sonra ne düşünecek, ne hissedecek, ne hatırlayacak?

Eğer bu soruya verecek net bir cevabınız yoksa, o içerik henüz hazır değil demektir.

İçerik üretmek için içerik üretmeyi bırakın.

Devamında satış zaten gelecek.

Kalp ile çalışmak ister misiniz?

Bir toplantıyla her şey değişebilir.

Ücretsiz Tanışma Toplantısı